Yaşamın her anı ciddiye alınmalıdır. Çünkü, belirleyemediğimiz bir başlangıcı olduğu gibi, mutlak bir de sonu vardır.
Sınırsız , sonsuz değildir. Bu nedenle de içine olabildiğince anlamlar ve değerler katılarak geçirilmelidir. Büyük şair
Nazım HİKMET in dediği gibi;
Yaşamak şakaya gelmez,
büyük bir ciddiyetle yaşayacaksın.
Bir sincap gibi mesala,
yani, yaşamın dışında ve ötesinde hiçbir şey beklemeden.
Yani, bütün işin gücün yaşamak olacak.
Nasıl ciddiye alınabilir yaşamak. Önce, kendimizi ifade edebileceğimiz, özgür davranışları, bilgi ve kültürü elde etmek
zorundayız. Yaşam ortamını paylaşmak zorunda olduklarımızla birlikteliği başarabilmeli, ancak, bunu yaparken de,
kendimizden ödünler veremiyeceğimiz gibi, başkalarından ödün vermeleri de beklenmemelidir. Her anına, bilincimizi,
seçimlerimizi, doğrularımızı yansıtabilmeliyiz yaşama. Elbete bunları yaparken,yani kendi planlarımızı uygularken,
bizim dışımızda, bizim için bazı güçlerin planlar yaptığını da yadsımamalıyız. Doga ve doğanın güçleridir bunlar.
Toplumun kendisidir bazen. Bazen yaşantımızda belirleyici olan ihtiyaçlarımızdır. Aslında bütün bunların karmasıdır
yaşam. Yine de bazı seçmeler için karar özgürlügü tanır bize. Karar verirken işte, bilinç, irade, kültürürümüzü
yansıtmalıyız seçimimize. Bizim dışımızda yapılan ve önümüze yepyeni bir kapı gibi açılan planlardan biri de fırsat,
rastlantı dediğimiz olanaklar sürecidir. Hangisinin neler getireceğini, ya da neler götüreceğini, o kapıdan girmeden,
asla bilemeyeceğimiz süreçler. Doğru karalar verdiğimizde, yaşamımıza yansıyacak olumlu getirilerden yaralanırız,
bize verilene şükran duyarız. Bazen de tersi olabilir elbette. O zaman da keşkeleniriz. Buna gerek yoktur aslında.
Çünkü yanlış kararı veren de biziz. Eğer kararımıza katmamız gerekenlerde özen gösterememişsek, bunun sorumluluğunu
başkalarına yüklemeye de kalkışmamalıyız. Keşkeleri ise oalabildiğince azaltmalıyız. Bir insan yaşamında keşkeler ne
kadar çoksa, mutsuzluk ve pişmanlıklar da o denli çok demektir. İç barışı da o denli bozuk elbete. Bunun yerine bazı
yaşanmışlıklar, ya da yaşanamamışlıkları, yaşamın gerçekleri olarak kabullenebilirsek, silebiliriz keşkelerimizi.
Başlangıcını da, biteceği yeri ve zamanı da belirliyemediğiniz, virajlarla dolu bir yolda, hızla giden bir arabada düşünün
kendinizi. İşte o virajlardan birini döndüğünüzde, karşınıza doyumsuz bir görüntü çıkabilir. Ya durur mutlu olur, haz
duyarsınız, ya da geçer gidersiniz. Geçip gitmişseniz, bunun iki nedeni olabilir. Ya direksiyona hakim değilsiniz, ya da
önemsememiş, görmezden gelmişsinizdir. Her iki durumda da işte gelecek olan keşkedir. Bunu farkettiğinizde geri
dönmeyi de düşünebilirsiniz elbete. Ama kesinlikle, aynı şey olmayacaktır bulduğunuz, geri döndüğünüzde. O görüntünün
içinden bir kuş uçmuştur, bir yaprak dalından düşmüştür, gökteki bir öbek bulut dağılıp gitmiştir, en önemlisi de ışığın açısı
değişmiştir. Zamandır bu sonuncusu, asla da geri döndürülümeyecektir. Hani felsefenin temel kurallarından biridir.
''Aynı ırmakta iki kez yıkanılmaz''.
Ama, yazıklanmayın yine de,
siz geçip gittiğinize.
Ötesinde bulduklarınıza, ya da yitirdiklerinize.
Bir daha geçip gitmemeyi öğretmişse size.
Yaşar YILDIZ
|